Şehrin en eski semtlerinden birinde, kimsenin adını hatırlamadığı dar bir sokak vardı. Gündüzleri sıradan görünürdü: eski bir bakkal, paslı bir sokak lambası, vitrininde yıllardır aynı elbiselerin asılı olduğu bir terzi dükkânı… Ama gece olduğunda, sokak bambaşka bir yere dönüşürdü.
Saat tam 02.17 olduğunda, sokaktaki nesneler uyanırdı.
İlk konuşan her zaman Sokak Lambası olurdu. Yorgun bir sesi vardı. “Yine kimse fark etmedi beni,” derdi. “Bütün gece ayakta durup yolu aydınlatıyorum ama sabah olunca herkes beni unutuyor.”
Bakkalın önündeki Tahta Sandık hemen cevap verirdi: “Şikâyet etme. En azından seni her gün siliyorlar. Ben yıllardır aynı köşede çürümeyi bekliyorum.”