Yavuz Sultan Selim Han, henüz şehzâde iken İran Şahı Şah İsmail ‘in çok iyi bir satranç ustası olduğunu duyar.
Şehzadeliğinde bile rakip kabul etmeyen fıtratı, Onu taa Acem Diyarına, bu kudretli rakibiyle müsabakaya sevk eder.
Üşenmez kalkıp gider. Lakin bir derviş kıyafeti ve kisvesiyle.
Bu Osmanlı dervişinin şânı, kulaktan kulağa yayılmaya başlar.
Mısırdaki sağır sultanın duyduğu haber, Şâhın sarayında da duyulur.
Kendisi de çok iyi bir satranç ustası olan Şah İsmail, bu hususta rakibi olmasına tahammül edemez ve emreder, hattâ haykırır:
– Derhâl ve behemehâl o dervişi huzuruma davet edesüz.
Yavuz Selim Han saraya davet edilir. Zaten Yavuzun maksadı da budur:
Çok kısa bir sürede Şah İsmail mat olur.
-Verin şu küstah dervişe bir kese altın, uzaklaşsın buradan.
Şah İsmâil, hâlâ Onun Yavuz Sultan Selim olduğunu anlamamıştır.
Yavuz Selim, altın kesesini alır ve Şah İsmailin sarayını terk eder.
Lakin şahı mat ettiği büyük salonun devâsâ kapısından çıkmadan önce geriye doğru döner ve tahtında oturan Şah İsmaile şu şiirini okur:
SANMA ŞÂHIM / HERKESİ SEN / SÂDIKÂNE / YÂR OLUR
HERKESİ SEN / DOST MU SANDIN / BELKİ OL / AĞYÂR OLUR
SÂDIKÂNE / BELKİ OL / ÂLEMDE / SERDÂR OLUR
YÂR OLUR / AĞYÂR OLUR / SERDÂR OLUR / DİLDÂR OLUR